next event: Küçük Güzeldir /// Small Is Beautiful




Kuad Galeri’nin bu sergisinin başlığı iktisatçı ve düşünür Ernst Friedrich Schumacher’in
1973’te yazılarını topladığı ve son 10 yıldır dünyanın içine girdiği ekonomik krizi
bağlamında yeniden gündeme gelen “Küçük Güzeldir” başlıklı kitabından ödünç alındı.
Sanat üretimi alanında bu başlık bir çok sergide, özellikle küçük heykellerin sergilenmesi
açısından kullanıldı. Bu sergide de üretimlerinde ölçü açısından küçük olarak
niteleyebileceğimiz resim, desen, fotoğraf, video ve yerleştirmeler yapan sanatçılar yer alıyor.
Ancak serginin ana amacı ekonomik göstergelerin krizlere dönüştüğü, bireysel ve toplumsal
yaşamın olumsuz etkilendiği dönemlerde sanat üretiminin hangi yöntem ve estetikle kendi
alanını da etkileyen bu olumsuzluğun üstesinden gelebileceğini deneyimlemek.
Kuşkusuz bu yöntem ve estetikler Marcel Duchamp’dan günümüze “çoğaltmalar”, “özgün
baskılar” “edisyonlar” gibi çözüm örnekleriyle bilinmektedir. Üretildikleri dönemde sanat
üretiminin alım gücü dar olan geniş kitlelere ulaşmasını sağlamak amacıyla bulunan
bu çözümler sonuçta bu söz gelimi “ucuz” yapıtların, bir dönem sonra “pahalı” sınıfına
geçmesine de engel olamamıştır.
Schumacher’in yeniden gündeme gelen savını açımlayalım: 1970’lerde iki kutuplu dünyada iki
ekonomi – Kapitalizm ve Komünizm- iki seçenek olarak düşünülüyor ve savunuluyordu.
 Bu süre içinde bir iki petrol krizi atlatıldı; ancak 40 yıl sonra 2008 - 2010 arasında Wall
Street krizi küresel bağlamda sarsıcı etki yarattı ve Neo-kapitalist Küreselciliğin
sorgulanmasına neden oldu. 2011’de Schumacher’in doğumunun 100. yılında birçok
ekonomist ve düşünür onun kitabındaki ilkeleri yeniden gündeme getirdiler. Schumacher’e
göre özetle Modernizm sürecinde sınırsız kâr ve ilerleme, insanı doğaya ve yaşadığı topluma
yabancılaştırıyor; Kapitalist sistemin altyapısını oluşturan ve diri tutan dev kuruluşlar/kurumlar
insanı ancak bu sisteme uyum sağladığında değerlendiriyor; Bu sınırsız döngünün,
kaynakların sorumsuzca israfına, çevre kirlenmesine ve insanlık dışı çalışma koşullarına neden
oluyor; Modernizm’de “üretim” her yönüyle çözülmüş bir sorun olarak kabul ediliyor;
Zengin ülkelerin yoksul ülkelere eğitim ve teknoloji transferi yapmasıyla üretim sorununun
en geniş çapta çözülmüş olduğu sayılıyor. Ve Schumacher şunu soruyor ve yanıtlıyor:
“Gerçekten ne yapabilirim?” Yanıtı şaşırtıcı olduğu kadar basittir de: Her birimiz kendi
içimize bir çekidüzen vermeye çalışabiliriz. Bu çabamızda elimizden tutup yol gösterecek
olan, değeri tamamen hizmet ettiği amaca bağlı olan bilim ve teknoloji değildir; insanlığın
geleneksel bilgeliğindedir aradığımız yol gösterici.*
 Biz 40 yıl sonra bütün bunları yaşıyoruz ve biliyoruz. Sürekli büyümeye ve büyük projelere
odaklanmış üretim sisteminin doğanın tükenmesi anlamına geldiğini artık kabul ediyoruz.
Yeni üretim yöntemleriyle, yeni bir tüketim modeliyle, sürdürülebilir bir yaşam için yeni bir
ekonomi ve yaşam biçimi kurmamız gerektiğini de biliyoruz. Sanatın da mevcut ekonomik
sistem içindeki yerini tartışıyoruz ve çoğu kez sanat üretiminin de bu her şeyi büyük, yeni
isteyen, sürekli büyüme ve değişim gerektiren ekonomik sistemde içerik ve estetik açıdan
müdahale gördüğünü, sanatçıların da ikilemli bir pozisyona girdiklerini ve sürekli mücadele
etmek zorunda olduklarını düşünüyoruz.Türkiyeli ve uluslararası sanatçıların ilişkisel estetik
bağlamında ürettikleri yapıtlara baktığımızda tam da Schumacher’in düşüncesinin önemli
bir altyapı oluşturduğunu izliyoruz. Sanatçıların düşünceleri ve sanat yapıtlarının sunduğu
göstergeler ekonomi için bir bilgi kaynağı olabilir ve sanat ile ekonomi arasında bir karşılıklılık
oluşabilir.
Bu sergide savımız sanatçıların her zaman “gerçekten ne yapabilirim?” diye sorarak üretim
yaptıkları ve bu üretim “küçük” olsa bile içerdiği düşünce, estetik ve toplumsal sorumluluk
açısından “büyük” anlamlar taşıdığıdır. Bu bağlamda, ekonominin sürekli “büyük” tasavvuru
yaratmasına karşı “Küçük Güzeldir” diyoruz.

Beral Madra

///

 Kuad Gallery has been inspired by the esteemed economist and thinker Ernst Friedrich
Schumacher and renamed its latest exhibition after his valued recollection of his essays
in 1973, ‘Small is Beautiful’, which, recently, has regained a well-deserved attention in the
context of the last decade’s economical crises.
The same name has also been preferred by several other exhibitions where art works of
small size were presented to the public. In accordance with the concept, in our latest
exhibition, various paintings, sketches, designs, photographs, video works and installations
of small-scale will be presented. And the aim of our exhibition is to experience the possible
methods and genres of aesthetics as how to overcome the negative impacts of social and
economic crises on art. However, these methods and genres have been well known to public
since the ‘replicas’, ‘readymades’ and ‘editions’ of Marcel Duchamp. Despite the fact that
those artworks had been made to enforce the attainment of low-income social groups to the
artworks, it could not have prevented those ‘pseudo-cheap’ pieces from falling into the
hands of the rich as expensive objects.
Let us herewith paraphrase Schumacher’s approach once more: In 1970s, the world was
mainly divided between the two systems of Capitalism and Communism where the social
perception and approaches were accordingly polarized. During that period, though two
oil-crises have been overcome, after 40 years when the Wall Street crisis in 2008-2010
occurred with a devastating outcome on world economy, it started new discussions and
debates on the global impacts of Neo-capitalist systems. And in 2011, upon the centenary
of Schumacher, numerous economists and analysts have started re-evaluating and
re-presuming his approaches.
As for Schumacher, the drive for unlimited profit making and progress inevitably causes
an unrestrainable alienation effect on the individual to his/her society where the giant
enterprises and organizations presume and qualify those individuals only if they act in
accordance with the system itself. Thus, this ongoing vicious circle creates a vast waste of
resources, environmental pollution and inhuman working conditions. In recent definitions of
Modernism, the term of ‘production’ is presumed as a solved process, based on the
assumption that a comprehensive solution is always possible as long as the developed
countries keep transferring the means of education and technology to the underdeveloped
countries. At this very point, Schumacher raises a question replied by an immediate answer
of his own: ‘What can I really do?’ The answer is not only simple but surprising, too: ‘Each
and every one of us should try to pull himself/herself together. What will lead us in our effort
is neither science nor technology with its sustained value and goal. The enlightenment and
rescue lie in the traditional wisdom of humanity itself.’* And after 40 years, we know that we
are still going through the same path. We also know that the present production system that
is focused on continuous growth, big-scale economies and greatness will inevitably end up
in exhaustion of natural resources. And we are well aware of the fact that we have to achieve
a new economic system with new production and consumption techniques for a sustainable
way of life. But at the same time, we keep discussing the posit ion of art within the existing
system and we believe that this system, focused on constant growth, is continuously
interfering with the artworks on its content and form which, in return, leave the artists in the
middle of a relentless struggle. As we analyze the works of the artists from Turkey and from
other countries in terms of a relational affinity of aesthetics to the aforementioned
interference, we observe that Schumacher’s approach constitutes an important background.
We cannot ignore the fact that the artists’ approaches and their works, if had been presumed
by the system itself, could have and still can easily produce a mutual support and reciprocity.
Our proposition via the present exhibition is that the artists produce their works by asking
themselves the question ‘what can I really do?’ and the meaning of these works, in terms
of aesthetics, notion and social responsibility is of great value. So, contrary to the concept
of ‘greatness’, which is constantly being imposed by the economic systems, we claim and
insist that ‘Small is Beautiful’.

Beral Madra

next event: 3. Mardin Bienali



MİTOLOJİLER // MYTHOLOGIES

Mardin, Mısır’dan Hindistan’a kadar uzanan antik uygarlıklar coğrafyasının merkezinde kurulmuş. Son zamanlarında yaşadığı siyasi ve ekonomik şiddetin yarattığı kültürel tahribata rağmen, yüzyıllardır beslenmiş olduğu sembolik dünyanın, ikonlar ve mitler evreninin, sanat ve edebiyatın izlerini koruyor. Bu izler Mardin’in etnografik ve mimari mirası kadar, Mardinlilerin gündelik hayatında, bu hayatın yaşandığı mekanlarda da sürüyor. Evlerde, dükkanlarda, atölyelerde birikmiş olan tılsımlar, muskalar, ikonlar, ziynetler, giysiler, kitaplar, resimler, fotoğraflar, kap-kacak, bardak-tabak, halı-kilim,… bir tür nadire kabineleri oluşturuyor. Her nesnenin birbiriyle gizemli ilişkiler kurduğu, dile gelmeyen mitler yazdığı özel ‘müze’ler. Bu müzelerde antikalarla sıradan eşyalar, bunların kaydettiği farklı farklı zamanlar birbirlerini anlamlandırıp duruyor. Bu tür hayal dünyalarına, bir bıçak bileycisinin tezgahında da rastlıyorsunuz, bir bakırcıda da, güvercincide de, kilisede de, meyhanede de, ve tabii evlerin derinliklerinde de. İşte 3. Mardin Bienali, büyüsü bozulmuş bu nadire kabinelerini yeniden şiirselleştirmeyi öneriyor. Sanatçıları onların hafızasını keşfetmeye, mitolojisini yazmaya çağırıyor.
3. Mardin Bienali’nin küratörleri Mardinliler, sanatçılarının çoğu da öyle. Aralarında “esnaf ve sanatkar”lar da olacak. Böylece, yabancı bir küratörün, hiç tanımadığı bir yerde, hem serginin ne olacağına, hem kimin sergiyeceğine, hem nasıl sergileyeceğine tek başına hükmettiği egemen bienal modelini sorgulayan karşı bir alternatif öneriliyor. Kültürel bir atmosferin bir sergi dekoruna indirgenmesine, yerlilerin onlara dayatılan bir sergiyle aidiyetlerinin kurulmasına, yani Mardin’in otokrat bir küratör tarafından markalandırılmasına karşı çıkılıyor. Onun yerine, bienalin bir Mardin karnavalı gibi yaşanması düşünülüyor. Bu tür bir bienal kuşkusuz, önceden kentlerindeki bir sanat olayına yabancılaştırılan yerliler kadar, bienali ziyaret edecek yabancılar için de çok daha çekici olacaktır. Daha da önemlisi, Mardin Bienali’ne çağrılacak sanatçılara bu kenti yaşayarak, onun eşsiz hayal dünyasıyla kaynaşmaları şansını tanıyacaktır.

Mardin is centrally located within a geography of antique civilizations, stretching from Egypt to India. Despite the cultural destruction it has undergone due to the political and economical violence of recent years, it still retains noteworthy traces of the symbolic world, the universe of icons and myths, the art and literature it has created, amassed and, in turn, benefitted for centuries. These traces still survive in the daily lives of Mardin’s inhabitants, in their living environment as much as in the ethnographical and architectural heritage of the city.

The talismans, amulets, icons, jewels, garments, books, pictures, photographs, pots and pans, glasses and dishes, rugs and carpets accumulated in houses, shops, workshops form what can be called ‘cabinets of curiosities’: private ‘museums’ where objects form mysterious relations with one another and write unspoken myths. In these ‘museums’, antiquities and ordinary objects, as well as various times that are inscribed in them, constantly bestow new significations upon each other. You may come across such dream worlds on the workbench of a knife-sharpener, or the counter of a coppersmith’s; at a pigeon-trainer’s stall; in a church or a bar as well as in the nooks and crannies of houses. The objective of the 3rd Mardin Biennial is to return the poetry and magic to these cabinets of curiosities that have long ago abandoned them. It calls on artists to explore their memory, to write their mythology.
The 3rd Mardin Biennial is curated by a collective, constituted mostly of locals. Likewise, many of the artists are also locals, among them also artisans and craftsman. Hence, this version of the Mardin Biennial suggests an alternative approach by questioning the prevailing biennial procedure where a single curator, who is unfamiliar with the context and setting, single-handedly decides who to exhibit, what to exhibit, and how to exhibit it. This Biennial vehemently opposes the reduction of the local cultural milieu to an exhibition décor and the identification of the locals with an exhibition forced on them, in other words, to the branding of Mardin by an autocratic curator who imposes a certain view upon the city, its memory and its history. Instead, the proposal is to conceive the Biennial as a Mardin carnival, therefore evoking such concepts as game, chance, spontaneity, serendipidy, intimacy and collectivity as means for political resistance.
Such a biennial will undoubtedly be more captivating for the locals who had previously been alienated from art events in their own city as well as for the visiting outsiders who will be exposed to exhibits that truely engage with their context. More importantly, it will give the artists that will participate in the Mardin Biennial a chance to experience this city and bond with its unique imaginative and poetic world.
SANATÇILAR // ARTISTSAhmet Elhan / Aikaterini Gegisian / Akram Zaatari / Alban Muja / Ani Setyan / Antonio Cosentino / Aysel Alver / Babak Kazami / Barcelona Loop Festival / Braco Dimitriyevich / Canan Budak / Claire Hooper / David Blandy / Deniz Aktaş / Dilan Bozyel / Dilara Akay / Eda Gecikmez / Elena Bajo / Elio Montanari / Evrim Kavcar / Fani Zguro / Fırat Engin / Gabi / Hakan Kırdar / Işıl Eğrikavuk / İbrahim Ayhan / İman İssa / İratxe Jaio and Klaas / İsabel Rocamora / Juan Del Gado /Khaled Hafez / Krassimir Terziev / Lena Von Lapschina / Mehtap Baydu / Melih Apa / Metin Ezilmez / Miguel Garcia / Mike Berg / Murat Akagündüz / Murat Germen / Mürüvvet Türkyılmaz / Nadi Güler / Necla Rüzgar / Nezir Akkul / Nooshin Farhid / Olivier Kosta-Théfaine / Oriol Vilanova / Özlem Günyol-Mustafa Kunt/ Pedro Torres / Romain Kronenberg-Benjamin Graindorge / Sait Tunç / Stuart Brisley / Şefik Özcan / Thierry Payet / Ursula Mayer / Veysi Boran / Yavuz Tanyeli/ Yaygara
http://www.mardinbienali.org/

past event: HOMO HOMINI LUPUS* YA DA YARINI UNUTMAK



HOMO HOMINI LUPUS* YA DA YARINI UNUTMAK


İçinde bulunduğumuz dünya, korkakların birer lider, otokrat ve diktatör haline dönüşebildiği bir dünya. Korkak bir diktatörse, “nefretle” intikam almakta ve amacı şiddeti genelleştirmek. Çünkü şiddet olgusu genelleştikçe halklar sinmeye başlarlar ve zayıflarlar. Bu zayıflığın aksi kutbunda zayıflayan her bir birey, otoritenin gücüne güç katar. Cesur ve kahraman olan halksa, bu niteliklerini bir temsili kişiye aktarır ve korkak/aptal hale gelir. Demokrasi, aklın önüne geçmeye başlar. Yaşamında kendi varlığı ve amacıyla ilgili hiçbir karar almamış insanlar, sizin için ve size rağmen karar almaya başlarlar. Hayatları boyunca ne yapacakları doktrinlerle ve kutsal kitaplarla söylenmiş insanlar, otorite karşısında ne yapacağını bilemez. Kendi bilinçlenme olasılığını düşünemeyecek kadar silik bir yurttaş haline gelmiştir ya da getirilmiştir.
Tüm bu sorular ışığında sorgulayan “Homo Homini Lupus ya da Yarını Unutmak” sergisi şiddetin/otoritenin meşrulaştırılmasının nasıl işlediğini/yöntemlerini/sonuçlarını görünür kılınmasına ve buna dair farkındalık yaratılmasına katkıda bulunmayı amaçlıyor. Fırat Arapoğlu küratörlüğünde Antonio Cosentino, Deniz Aktaş, Eda Gecikmez, Ferhat K. Satıcı, Işıl Eğrikavuk, İnsel İnal, Murat Tosyalı, Olcay Kuş ve Pınar Öğrenci’nin çalışmalarının yer alacağı sergi 26 Nisan – 25 Mayıs tarihleri arasında m1886 Art Projects’de görülebilir.

ANTONIO COSENTINO
DENİZ AKTAŞ
EDA GECİKMEZ
YENİ ANIT
IŞIL EĞRİKAVUK
İNSEL İNAL
MURAT TOSYALI
OLCAY KUŞ
PINAR ÖĞRENCİ

KÜRATÖR: FIRAT ARAPOĞLU

past event: 1984









kalkarken gelen cevap / an answer arrives on living

120 x 90 cm
tuval üzerine yağlıboya / oil on canvas
2013, istanbul




kendi kaidesinde / an a firm pedestal 

120 x 90 cm
tuval üzerine yağlıboya / oil on canvas
2013, istanbul

Kamuoyuna duyurumdur:

19.02.2014

Yaklaşık 3 yıldır, Ubik, Gerçeklik Terörü, Ben Ölümü Eskittim Geliyorum sergilerinde, çeşitli etkinliklerde ve Siber Gnosis adlı derginin hazırlanmasında birlikte çalıştığım Periferi Kolektif grubundan ayrılmış bulunmaktayım. Bu tarihten itibaren grup adına yapılan hiçbir aktiviteden sorumluluğum bulunmamaktadır.

İlgilenenlere duyurulur.

Eda Gecikmez